Karne Günü ve Gençler İçin Düşünme Fırsatı

Bugün birinci dönemin karneleri dağıtılıyor. Çocuklar mutlu. Tatili özlediler (aslında bol bol var da göze çarpmıyor; sonuncusunu, hep bayramlarda gördüğümüz idari tatilin yılbaşı tatiline eklenmesiyle yaşadık). Turizmciler umutlu. Oteller dolacak. Gününü yollarda geçirenler iki hafta süresince azalan okul araçları sayesinde daha az yoğunluk yaşayacak. Millî Eğitim bürokrasisi nefes alacak. Sorumluluk alanında 800 bine yakın öğretmen ve 18 milyona yakın öğrencinin bulunduğu bir teşkilatın yoğun olmadığı söylenemez. Sonuçta her pazartesi sabahı okula giden öğrenci sayısı, pek çok Avrupa ülkesinin nüfusundan fazla.

Gençler zaman zaman şikâyet ediyor. Ulusal sınavlar, bitecek gibi gözükmeyen ve hayatın her alanına sirayet eden yarış, değişen sistem (aslında model veya uygulamalar) ve benzerleri...

Aileler onlardan daha fazla söyleniyor. Eğitimin sürekli artan giderleri, öğrencilere verilen ödevlerin çokluğu, öğretmenlerin takdir ettiği notlar (yıllardan bu yana olduğu gibi özellikle kapanışa yakın günlerde artan baskılar), sınavların çok yönlü gelişimi perdelemesi ve diğerleri...

Bunların pek çoğuna, belli koşullarda tamamına katılabiliriz. Ancak aşağıdakileri düşünmekte de yarar var.

Birleşmiş Milletler’in 2014 Eylül’de açıkladığı açlık raporuna göre dünyada açlık azalıyor; ancak 805 milyon insan hâlâ kronik şekilde yetersiz beslenme sorunuyla karşı karşıya. Demektir ki dünyada her 9 insandan biri açlıkla mücadele ediyor. Sadece Asya’da 526 milyon aç insan var.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) yoksulluk endeksine göre 1,2 milyar insan günde 1,25 ABD doları ya da daha az bir parayla geçiniyor. Yoksulluğu azaltmada son zamanlarda kaydedilen ilerlemelere karşın 2,2 milyardan fazla insan yoksulluk sınırında hayatını sürdürüyor. Bu da dünya nüfusunun %15’inden fazlasının hangi boyutta yoksullukla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Afrika’da nüfusun %72’si ya yoksul ya da yoksulluk tehdidiyle karşı karşıya. Güzel ve neşeli insanların üzerinde yaşadığı bu toprak parçası, 1960 yılından bu yana dünyanın en fakir kıtası olma özelliğini sürdürüyor. Temiz suya ulaşamama nedeniyle yaşanan salgın hastalıkların ve ölümlerin önüne geçilemiyor. Kuraklık nedeniyle yeterli üretim yapılamayan kıtada şiddetin sonucu olarak çoğunluğu müslüman 900 bin insan evlerini ve topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Bu da daha fazla göç ve artan mülteci sayısı demek.

Bu ölçüde olmasa da Asya’da da problemlerin ardı kesilmiyor. Gelir adaletsizliği, sosyal hizmetler ve doğal kaynaklara ulaşımdaki eşitsizlikler, ucuz işgücü, iş bulma rekabeti, kalabalık nüfus, yetersiz sosyal hizmetler, hava kirliliği, artan suç oranları ve mutsuzluk...

Dünya nüfusunun yaklaşık %80’i kapsamlı sosyal güvenlikten mahrum. Dünyadaki tüm çalışanların yaklaşık yarısı ise, ki bu 1,5 milyardan daha fazla insan anlamına geliyor, ya kayıt dışı ya da istikrarsız şekilde istihdam ediliyor.

Dünya nüfusunun beşte biri, yaklaşık 1,5 milyardan fazla insan çatışmalardan etkilenen ülkelerde yaşıyor. Son yıllarda yaklaşık 45 milyon insan çatışmalar nedeniyle yaşadığı yerlerden zorla sürüldü. Bu sayının üçte biri mülteci oldu.

BM verilerine göre gelişmekte olan ülkelerde yaşayan çocukların sadece %7’si beş yaşına kadar yaşayabilecek. Örgütün 2014 insani gelişme raporu, gelişmekte olan ülkelerde her beş çocuktan birinin mutlak yoksulluk içinde yaşadığını ve kötü beslendiğini ortaya koyuyor.

Çocukların %92’si gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor. Çok acı ama verilere göre bu ülkelerde her 100 çocuktan 50'si doğum kaydı yaptıramayacak, 68'i okul öncesi eğitim alamayacak, 17'si hiçbir zaman ilkokula gidemeyecek, 30'u büyüyemeyecek ve 25 çocuk yoksulluk içinde yaşayacak.

Bu bilgileri vermekle amacımız tatil arifesinde karamsarlık yaymak değil; ancak yalnızca yukarıya bakmak resmin tamamını görmeye yetmeyebiliyor. Bazen aşağıya da bakmak gerekiyor.

Aşağıdakiler bu hâldeyken bizim nerede olduğumuza gelince burada da söylenebilecek şeyler var. Washington merkezli düşünce kuruluşu Brookings Institution ve JP Morgan tarafından her yıl yapılan, dünyanın ekonomik anlamda en iyi performans gösteren şehirleri sıralamasında İzmir 300 şehir arasında dünya ikincisi oldu. En önemli kriter olarak kişi başı gelir artışı ve istihdamdaki, yani çalışan kişi sayısındaki artışın esas alındığı tablo ne kadar şanslı bir bölgede yaşadığımızı teyit ediyor.

Buna, yaklaşık 300 kilometre yarı çaplı bir dairede gidilebilecek pek çok tatil yerini, doğal güzellikleri, tarihi şaheserleri, yabancı bir kahve zincirindeki sıcak içecek parasına seyredilebilen tiyatroyu, operayı, ücretsiz izlenebilen klasik Türk müziği korosunu, her biri ayrı güzellikte yaşanan dört mevsimi, tuzlu denizlerin üzerine yağan ve onsuz yapamadığımız tuzsuz yağmuru, aldığımız nefesi, ödevlerin yapılmasını sağlayan aklı, okumayı sağlayan gözleri, başımızı sokabildiğimiz yuvayı, arkadaşlarla bir araya gelinebilen sosyal buluşma yerlerini katarsanız nimet çokluğu açısından ne durumda olduğumuzu görebilirsiniz.

Gençleri, tüm bunları düşündükten ve elbette bol bol dinlendikten sonra 9 Şubat’ta aramıza bekliyoruz. Onlar olmadan okullar bir şeye benzemiyor.

Etiketler:

Öne Çıkanlar
Yakın Tarihliler
Arşiv
Etikete Göre Ara