Çipras Reformları

Yunanistan, AB ile olan finansal yardım anlaşmasının uzatılması için bazı reformları gerçekleştireceği hususunda taahhütte bulundu.


Seçim kazanmak için bir hayli sert ve seçmenin ruhunu okşayacak söylemler kullanan Çipras’ın, hakiki zorluklarla karşılaşmaya başlayınca nasıl bir liderlik tarzı olduğu daha iyi anlaşılacak. Bir lideri anlamak için öncelikle “takipçiler” üzerinde düşünülmesi gerektiğini yıllardır derslerimizde ifade ettiğimizden burada da Yunan seçmeninin ruh hâlini düşünmekte yarar görüyoruz.


Bir dönem, Yunanistan’ın İkinci Dünya Savaşı'nda gördüğü zararın Almanya’dan tazmin edilmesini istemeye hazırlandığı (ve büyük bir tesadüf sonucu bu miktarın da tam dış borçları kadar olduğu!) düşünülünce komşuda işlerin nasıl yürüdüğü daha iyi anlaşılıyor. AB organlarına bilerek yanlış ulusal istatistikler veren hükümetlerin olduğu bir “Avrupalı” devletin işleyişini ve bu ülkedeki liderlerin takipçilerinin dünyayı okuyuş biçimini anlamadan Yunanistan-AB (aslında Almanya) müzakerelerini kavramak mümkün değil. Dünya savaşlarının yıkımından bu yana sıkı monetarist politikalar izlemekle tanınan Alman ekonomi yönetimi ve işine büyük hürmet gösteren disiplinli ve dakik Alman kültürüyle, hep vatandaşına “oynayan”, sıcakkanlı ama ne yazık ki aldatmaya meyilli Akdeniz kültürü elbette bir noktada çarpışacaktı.


* * * * * * *


Yunanistan’ın taahhüt ettiği reformların ayrıntısına henüz sahip değiliz; ancak bizzat kendileri aracılığıyla medyaya servis edilenlere bakınca listenin samimiyeti de kendi adına konuşuyor. “Fakirlik sınırı altında kalan 300 bin aileye bedava elektrik, bu ailelere kupon karşılığında gıda yardım programı, sigortalı ya da sigortasız tüm vatandaşlara bedava ilaç, ihtiyaç sahiplerine konut imkânı, belli bir seviyenin altında emeklilik aylığı alan 1.262.920 kişiye 13. aylığın ikramiye olarak yeniden verilmesi, geliri düşük vatandaşlara toplu taşımada düşük ücret uygulanması, ısınma yakıtı ve otomobillerin kullandığı dizelden alınan özel tüketim vergisinin iptal edilmesi” gibi maddelerin sıkı kamu bütçesi aşığı Almanlar’ın en çok duymak istediği reformlar olduğundan emin değiliz.


Yunan yürütme organı, “ben sizler adına istedim ama reddettiler” şeklinde özetlenebilecek, “imkânsızı talep etme” söylemiyle seçmenine göz kırpmaya devam etmekte ısrarcı olacak gibi gözüküyor. Bununla birlikte masaya giderken başka, masada başka, masadan kalkınca başka diller kullanıldığı, müzakere kültürüne aşikâr olanlar tarafından iyi bilinir.


* * * * * * *


“Kreditörlere hiç bir şey sunulmuyor mu?” diye soracak olanlara “adil vergi sistemi, vergi kaçakçılığıyla mücadele, yolsuzlukla mücadele, petrol ve tütün kaçakçılığını önleme, kamunun toparlanması ve bürokrasinin azaltılması” gibi gayet yuvarlak ifadelerden oluşan, zaten ölçümü de imkânsıza yakın bir menü önerildiğini söyleyebiliriz.


Yunan liderler kendi seçmenleriyle Merkel Almanyası’nı aynı kefeye koyarak politika üretiyor olabilirler; ancak bu işin sonu, zaten son yıllarda pek aşınan “ulusal gurur”un yerle bir olmasına kadar gider.


“Yunan fakir, fukaraları için bir şeyler düşünülmesin mi?” diye soranlara, “bu, ekonomi perişan hâle getirilirken ve kendilerine ait olmayan parayla sahte refah dağıtıldığında düşünülmeliydi” deriz. Bu hâldeyken bile hazırda mevcut olmayan gelir kaynaklarıyla politika üretme ucuzluğu sürüyor.


Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varoufakis’in İngiltere Maliye Bakanı George Osborne ile yaptığı görüşmede basına verdiği -umursamaz gözükeyim derken devlet adamı ciddiyetinden uzaklaşmış- fotoğraflar kendisini iyi hissetmesini sağlayabilir; ancak ülkesindeki medya, tek kırmızı çizgisinin gömleğindeki çizgi olduğunu gösteren karikatürlere yer vermeye başladı bile.


İddia ettiklerini başaramayıp bir de üstüne gülünç duruma düşmek ve seçmeninin gözünde az zamanda çok itibar kaybetmek liderlikse diyecek bir şey yok.


* * * * * * *


Son tahlilde, borç alan emir alır.

Öne Çıkanlar
Yakın Tarihliler
Arşiv
Etikete Göre Ara