Miraç Kandili ve 67. Yılında Al-Nakbah

Bugün Arapların “Al-Nakbah (Büyük Felaket)” olarak adlandırdıkları gün. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 1947’de aldığı “Çoğunluk Planı” kararından kısa bir süre sonra 14 Mayıs 1948 tarihinde İsrail’in Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını ilan ederek Filistin topraklarında bir devlet kurmasının üzerinden 67 yıl geçti. İsrail'in bağımsızlığını ilan ettiği günü takip eden 15 Mayıs 1948, o zamandan bu yana "Büyük Felaket Günü" olarak anılıyor. Öldürülen Filistinliler’in, yaşanan ve bugün bile devam eden sürgünlerin, el konulan toprakların, malların, mülklerin ve hakların yasının tutulduğu Al-Nakbah. Bir yanda 2000 yıllık hedefine ulaşan Benî İsrail’in (İsrailoğullarının) devletlerinin kurulmasını kutlamaları; yanı başlarında, bir tarafın kazancının diğer tarafın kaybı anlamına geldiği “sıfır toplamlı oyunun” diğer aktörü Filistinlilerin matemi.


Yazımız içinde geçen haritada 1948 yılından bugüne kadar bölgenin nasıl değiştiğine yer veriyoruz.


* * * * * * *


Tarihin ilginç bir çakışması olarak bugün aynı zamanda İslam peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Miraç’a yükseldiği gün. Ay takvimine göre Recep ayının 27. gecesi. İlahi bir mucizenin muhatabı olan Kutlu Peygamber’in önce Mekke’den Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa'ya geldiği, kendisinden önce gelmiş tüm peygamberlere imamlık yapmasını müteakip oradan da yücelere yükseldiği gece. Bu ilahi mucize Kur’an’da İsrâ ve Necm surelerinde ve peygamberimizin hadislerinde anlatılır.


Ve işte bugün insanın aklına bazı tarihi olaylar geliyor.


* * * * * * *


Bir tanesi, İsrail devletinin kuruluşundan 23 sene önce -1925 yılında- açılan ve Türk devlet geleneğinin bölgeye verdiği önemin bir göstergesi olarak doğrudan Dışişleri Bakanlığına bağlı bulunan ve yurt dışındaki en eski diplomatik misyonlarımız arasında yer alan Kudüs Başkonsolosluğumuzda görev yapmış diplomatlardan birinin anısıdır.


Yıl 1967. İsrail ordusu, Mekke ve Medine’den sonra müslümanlar için dünyadaki en kutsal üç yerden biri olan Kudüs’teki Mescid-i Aksa'ya girerek Kubbetüs-Sahra'nın alemi üzerine İsrail bayrağını asar. Dönemin Kudüs Başkonsolosu (1967-1971) Ali Refik İleri’nin makam aracı Harem-i Şerif'in kapısı önünde durur. Araçtan inen diplomatımız, Harem’de bulunan işgal ordusu komutanına kısa ve öz konuşur: “Siz Arapları yendiniz; tüm müslümanları değil. Burası sadece Araplara değil, tüm müslümanlara aittir. O bayrağı hemen indirmezseniz bunu İsrail ile Türkiye arasında savaş sebebi addederiz.


İki saat sonra bayrak indirilir.



* * * * * * *


Bir diğeri, İsrailli mevkidaşı, Türkiye Cumhuriyeti’nin dokuzuncu cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e bir gün “sizin iki pırpırlı bir çavuşla dört yüz yıl idare ettiğiniz Filistin’i biz bir orduyla yönetemiyoruz” demesi. Demirel’in cevaben “orayı idare eden bir çavuş değil, onun temsil ettiği otorite idi” dediği rivayet edilir.


Sözü edilen otoriteyi oluşturan ise müslüman devlet geleneğinin eşsiz hoşgörüsü ve zarafetidir. Fethettiği her yere Kelime-i Tevhid’i -La İlahe İllallah, Muhammedün Resulullah- nakşeden bir önceki Türk devleti Osmanlılar, Kudüs için özel bir yaklaşım sergiler. Yahudi, hıristiyan ve müslümanların tamamının büyük muhabbet duyduğu Hz. İbrahim (a.s.) hürmetine, Kudüs şehrinin ana girişi olan El-Halil kapısında “La İlahe İllallah, İbrahim Halilullah (Allah’tan başka ilah yoktur; İbrahim onun halilidir, dostudur)” yazılı. Kişisel anılarımızdan yayınlıyoruz.


* * * * * * *


Yahudiler için yeryüzündeki en kutsal yer olan ve “ha-Kotel ha-Ma’aravi (Batı Duvarı)” adını verdikleri, hıristiyanların ise “Ağlama Duvarı” dedikleri, bazı taşları 12x1 metre ebadında ve 100 tondan fazla ağırlıkta olan duvarın en üstündeki 11 sıra müslümanlardan kalmadır. Sion tepesindeki Sion (Davud) Kapısı Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Kudüs’e son hâlini veren de yine Kanuni Sultan Süleyman’dır. Bugün Kudüs’ün en bilinen caddelerinden biri “Sultan Süleyman Caddesi” adını taşımaktadır. Yine amatör kameramızdan çıkan kaliteyle yer veriyoruz.


* * * * * * *


İsrailliler Kudüs'ü işgal eder etmez Ağlama Duvarı'nın yanındaki Mağribi (Faslılar) mahallesini ortadan kaldırmış ve yahudi alanına dâhil etmiştir. Oysa Kanuni Sultan Süleyman, Ağlama Duvarı'nı, mülkü İslam Vakfı'na ait kalmak şartı ve özel fermanıyla Yahudi cemaatinin ibadetine açmıştır. Bu ferman hâlen Vakıf'ta muhafaza edilmektedir.


* * * * * * *


Kudüs anlatmayla bitmez. Birleşmiş Milletler’in -Kore, Keşmir, Kıbrıs problemleriyle birlikte- en uzun süreden bu yana çözemediği sorunlardan biri olmasının altında yatan dini, tarihi ve sosyal altyapıyı bilmeden anlamak da mümkün olmasa gerek.


Öne Çıkanlar
Yakın Tarihliler
Arşiv
Etikete Göre Ara