“Türkiye Birincisi” ve “Yüzde Yüz Başarı” Mevsimi Açıldı

Yıllardır süren klasik bu yıl da devam ediyor.


[...] Türkiye birincisi...


Türkiye birincisi öğrencimiz [...] ile gurur duyuyoruz.


Tüm soruları doğru yanıtlayan [...] TEOG’da Türkiye birincisi oldu.


* * * * * * *


Değerli Okurlar,


Birincisi : TEOG’da bir Türkiye birincisi hiç olmadı. Geçen yıl da. Bu yıl da. Model değişmezse bundan sonra da olmayacak.


İkincisi : Bir Türkiye ikincisi de yok.


Üçüncüsü : Bir Türkiye üçüncüsü de.


Çünkü TEOG’da ülke sırası diye bir kavram yok; ülke dilimi var. Yüzde bir, yüzde on gibi. Bakan, müsteşar, genel müdür ve bir sürü kişinin gösterişli basın toplantılarıyla 13-14 yaşındaki çocukları, adlarıyla ve okullarıyla “bu sınavın ülkedeki birincisi falanca öğrenci” diye takdim ettikleri ve yıllarca neden yapıldığını bilmediğimiz garip basın toplantıları da neyse ki artık yok.


Çeşitli liselere öğrenci yerleştirmeyi esas alan bu modelin artık 1.si, 11716.sı, 99058.si de yok.


O hâlde bas bas gerçek dışı beyanlarda bulunanların çıkış noktası nedir? Cevabı çok basit: Tüm soruları doğru yanıtlayan bir öğrencilerinin varlığı. Ülke genelinde bu durumda olan, sınavın zorluk düzeyine bağlı olarak onlarca, belki de yüzlerce öğrenci var.


Böyle öğrencilerimiz oldu. Birden fazla sayıda. Ama bu pırıl pırıl gençleri, var olmayan bir “ülke birinciliğiyle” etiketlemeye kalkmadık.


Çünkü, en başta bu doğru değil.


Ayrıca gerekli değil.


Doğru ve gerekli olmayan bir bilgi paylaşımı olduğundan bir eğitim kurumu için ahlaki değil.


* * * * * * *


Bu mevsim, lise ve üniversite giriş sınavlarından sonra bir de “%100 başarı” gürültüsü başlar.


Keşke doğru olsa...


Bildiğimiz kadarıyla -örneğin üniversite sınavının ardından- %100 başarı, tüm mezunların üniversitelere yerleşmesiyle açıklanabilir. Hatta bu anonslara meraklı okulların, mezunlarının hangi üniversitelere ve hangi bölümlere yerleştiklerini de açıklamaları gerektiğini yıllardır tekrarlarız. Nihayetinde ülke beş yüz binincisinin yerleştiği yerler de var. Hiç bir yeri hor görmüyoruz; olanı söylüyoruz.


Ancak tam başarı iddiası olanların, ilerleyen aylarda ÖSYM tarafından açıklanan Ortaöğretim Kurumlarına Göre Seçme ve Yerleştirme Kitabı’nın sonuçlarıyla birlikte makyajları dökülmeye başlıyor.


Kimisi de bu durumu “mezunlarımızın hepsi yerleşemedi ama yerleşmelerine yetecek puanlar aldı” diye açıklıyor.


Tam “özrü kabahatinden büyük olma” durumu...


İki yıllık meslek okullarına yerleşmek için gerekli olan puanı, tüm soruların yaklaşık %10’unu; dört yıllık lisans programlarına yerleşmek için gerekli olan puanı ise tüm soruların yaklaşık %20’sini cevaplayarak elde etmenin neresi “başarı”?


Üstelik ülkenin onca ekonomik olarak geri kalmış bölgesi ve okulu varken, sayısız imkânsızlıklarla okuyan pek çok öğrencinin gözünün içine baka baka, örneğin İzmir veya İstanbul’da, maddi gücü hiç de fena olmayan çocukların gittiği okulların başarı diye pazarladığı şey %10, %20 doğru cevap oranı mıdır?


* * * * * * *


Tekrar etmekten sıkılmayacağız: Aileler bu ucuz “pazarlama” lisanını sevdikçe veya prim verdikçe bunlarla daha çok karşılaşacağız.


Bir toplum, neleri hak ettiğine kendisi karar vermek zorunda olduğunu bilmek durumundadır.

Etiketler:

Öne Çıkanlar
Yakın Tarihliler
Arşiv
Etikete Göre Ara