Ciddiyet Talep Etmekle Çok Şey mi İstiyoruz?

Yaşadığımız sayısız örnekten sonra artık kabul etmek gerekiyor: Biz, her yönü ve tüm davranış kodlarıyla gelişigüzel, gayriciddi, alelacele yaşamayı ulusal norm hâline getirmiş bir topluluğuz.


Görevi okulları kapalı değil açık tutmak olan Millî Eğitim Bakanlığı, üç turistik ilçemizin belediye başkanlarının ortak çağrısıyla başlayan “daha fazla tatil” çağrısı üzerine, âdeta hazır bekliyormuşcasına okulların açılışını 28 Eylül 2015 tarihine erteledi. Artık okullarını neredeyse ekim ayında açan bir ülke olmakla iftihar edebiliriz.


Ciddiyet standardı, asık yüzlü olmak, elini sıktığı kişilerin gözüne bile bakmamak, lacivert takım elbise giymek, törensel karşılama ve uğurlama yapmaktan ibaret olan kamu otoritesi ve onun on yıllar öncesinde kalan karar alıcılarını saygıyla selamlıyoruz.


* * * * * * *


Hepimizi ilgilendiren birkaç önemli kararın hangi parametrelerle alındığını hatırlayalım:


Bir başbakan eşinin çocuğuyla birlikte hapis yatan bir anneye acıması sonucunda af çıkarabiliyoruz (bu kişinin sonradan “ben affı garibanlar için istedim, katiller yararlandı” demesi elbette bir şey değiştirmiyor). Elliden fazlası genel af hükmünde olmak üzere Cumhuriyet tarihi boyunca çeşitli adlar altında yüzden fazla af yasası çıkarıldı.


Burada kimsenin “acıma” duygusunu tenkit etmiyoruz; zaten bu duyguya çok ihtiyacımız var. Sadece karar alma kriterinden söz ediyoruz.


* * * * * * *


Pek çok eğitim yöneticisi, öğretmen ve ailenin çağrılarının işe yaramadığı durumda bir bakanın, bir öğrencinin hâline üzülmesiyle ulusal sınav modelini değiştirebiliyoruz. Dershanelerin değil okulların öne çıkması amacıyla getirildiği iddia edilen SBS modelinin, daha ilk gün yanlış mantık üzerine kurulduğunu defalarca dile getirmiştik. Sadece biz değil, pek çok eğitim yöneticisi de aynı görüşteydi. Buna yönelik çeşitli görüşler MEB bürokrasisine sayısız kez aktarıldı. Ancak tek sınavlı modelde dershaneleri yüz binlerce öğrenci doldururken üç sınavlı bir modelde bu kurumların nasıl boşalacağına ilişkin analitik düşünceyi hiç anlamadık. Nitekim sınav sayısının artmasıyla dershanelerdeki öğrenci sayısında büyük bir artış oldu.


Bakanlık, okullar, eğitim yöneticileri ve öğretmenler tarafından yapılan onca değerlendirmeyi ve sunulan gerekçeleri hep elinin tersiyle itti. Ve derken bir gün dönemin bakanı “benden çocuklara bayram (23 Nisan) hediyesi; SBS’yi kaldırıyoruz” dedi. (Aslında “SBS’nin kalkması” ifadesi de doğru değildir. Sadece sınavın adıyla anılan modelin ismi değiştirilmiştir.)


* * * * * * *


Bugüne geldiğimizde “turizmde işler iyi gitmedi, Rusya’daki kriz nedeniyle bu ülkeden gelen turist sayısı azaldı, okulları iki hafta sonra açalım” denilmesiyle yaklaşık on sekiz milyon kişinin okula başlama tarihini erteleyebiliyoruz. Eğitim-öğretim takviminin 180 gün üzerinden planlanmasıyla okulların 180 gün açık kalması aynı şey değil. Bir makalemizde ayrıntısıyla açıklamıştık. Mevzuat gereği öğretim yılı 180 okul günü üzerinden planlanıyor ancak uygulamada daima bunun altında bir sayı gerçekleşiyor. Örneğin okul günü sayısı 2008-2009’da 172, 2009-2010’da 174, 2010-2011’de 176, 2011-2012’de 174, 2012-2013’te 176, 2013-2014’te 174, 2014-2015’te 179 idi. Gelecek öğretim yılında bu sayı 176 gün olacak. Yanılmamak adına hatırlatalım: Bu sayılar net okul günlerini de göstermemektedir. Çeşitli idari tatiller, seçimlerin ertesindeki pazartesi günlerinin tatil ilan edilmesi, TEOG sınavlarının olduğu dört gün ilköğretim kurumlarının tatil olması, hava koşulları nedeniyle ilan edilen tatiller bu sayıları daha da aşağıya çekmektedir (bu arada herhangi bir yağışın olmadığı bir gün okulların tatil edildiğinin örneğini de yaşadığımızı burada not düşelim).


* * * * * * *


Gözden kaçırılmaması gereken bir nokta da okulların açılışının ertelenme süresiyle kapanışının geciktirilmesi süresinin aynı olmadığıdır. Okullar iki hafta geç açılacak, ancak bir hafta geç kapanacaktır (ikinci hafta Kurban Bayramı tatiline denk geldiğinden ikinci haftadaki kayıp iki buçuk okul günüdür). Diğer yandan haziran ayında okullarda yapılan sınavların ve ulusal sınavların bitiminden sonra öğrenciler zaten ruhen tatile girmektedir. Dolayısıyla okulların 10 Haziran 2016’da değil, 17 Haziran 2016’da kapanacak olması fazla bir şey ifade etmemektedir. Nitekim o zaman geldiğinde de bu kez havaların çok sıcak olduğundan şikâyet edilecektir (zaten asıl mesele sıcakta veya soğukta ders yapmak değil, kapalı mekânları mevsimlerin özelliklerine göre iklimlendirmek olsa gerektir).


Bakanlığın bu süre için “yoğunlaştırılmış telâfi programı uygulanacağını” ifade etmesi, tek kanallı dönemde TRT yayınlarındaki arızalarda ekrana “necefli maşrapa” gelmesi hükmündedir. O kadar alay konusudur. Her idari tatil veya kar tatili döneminde bu cümle o kadar çok duyuldu ki...


* * * * * * *


Birkaç soruyla bitirelim.


Neden çocukların daha az süreyle okula gitmesi bizde “müjdeli haber” oluyor? Böyle haberler neden medyada “öğrencilere müjde” başlığıyla veriliyor?


Bir ülkenin tüm okullarının hangi tarihte açılıp hangi tarihte kapanacağına neden birkaç kişi karar veriyor? Bu kadar merkeziyetçi olmamız gerekiyor mu? (Bu konuda iki defa MEB’e başvuran bir okulu yönettiğimiz için yaşadıklarımız ayrı bir yazıda yer tutacak kadar fazladır.)


Ülkeyi yönetenler “fırsat maliyetinin” ne olduğunu bilmiyor mu? Turizm sektörünün bir miktar ilave fayda elde etmesi, otellere giden öğrencilerin daha az eğitim-öğretim görmesinden daha mı hayatidir? (Bu tesislerde konaklama şansı olmayan büyük öğrenci nüfusundan ise söz etmeye bile gerek duymuyoruz.)


Bakanlık, yayınladığı açıklamada geçen “21 - 22 ve 23 Eylül 2015 tarihlerinde yapılamayacak dersler için yıl içinde yoğunlaştırılmış telâfi programı uygulanacaktır” ifadesine kendisi inanıyor mu?


Pek çok gelişmiş ülkede okullar ağustos sonunda veya eylül başında açılırken, hatta açılışta muhtemel kar tatilleri için yedek okul günleri bile kararlaştırılırken ekime üç kala okulları açmak, süslü kelimelerle sekiz yıl sonrası için vizyon geliştirmeye çalışan bir ülkeye yakışıyor mu?


Son olarak; biz ne zaman ciddi bir toplum, ciddi bir ülke olacağız?

Etiketler:

Öne Çıkanlar
Yakın Tarihliler
Arşiv
Etikete Göre Ara