Bizim Sözlerimiz Neden Davranışlarımızdan Daha Ağır?

Kötü bir huyumuz var. Belki de medeniyetimiz, söz medeniyeti olduğu içindir. İri laflar etmeyi seviyoruz. Can alıcı, dikkat çekici ve takdir toplayıcı olanlarından. (Baksanıza, siyasi parti liderleri her hafta grup toplantısı yapıyor. Aynı muhteviyatı, sözcüklerin yerlerini değiştirerek söylüyorlar. Ne onlar, ne de milletvekilleri sıkılıyor. Gerçi işin doğrusu, vekillerin başka çareleri de yok. Sıkılmak yasak, alkışlamak mecburi.)


Ne zaman eğitimin, bilimin bahsi geçse bu sözler daha da kocaman oluyor.


Kimse de “dediğinizi yapıyor musunuz?” diye sormuyor. Belki de kelime oyunları bu nedenle işe yarıyor.


* * * * * *


Yaklaşık 15 yıl önce ulusal gelirden Ar-Ge’ye ayırdığımız pay %0,65-0,70 aralığındaydı. Bu oran gelişmiş ülkelerde %3 seviyesinde. Son yıllarda bilime ve bilginin endüstriyel hâle gelmesine yaptığımız yatırımlarla bizim oranımız %1’e yaklaştı.


Ancak hata yapmayalım. Zaten millî gelirlerinin parasal büyüklüğü bizden fazla olan ülkelerde bir de [Ar-Ge / Ulusal Gelir] oranı bizdekinin üç ila dört misli fazla olunca Ar-Ge’ye harcanan parasal tutar çok daha fazla oluyor. Örneğin, 2014 yılı verilerine göre -DB veya IMF tablolarında fazla bir fark yok- Almanya’nın millî geliri yaklaşık 3.850 milyar dolar iken Türkiye’nin millî geliri yaklaşık 800 milyar dolar seviyesindedir (dolardaki artış nedeniyle 2015 sonu itibarıyla bu miktarın 750 milyar dolar seviyesine düşmüş olması ihtimal dâhilindedir).


Almanya’nın [Ar-Ge / Ulusal Gelir] oranı %3’e çok yakındır. Dolayısıyla bu ülkede Ar-Ge’ye ayrılan parasal tutarın 115 milyar dolar civarında olduğu düşünebiliriz. Bizim -son yıllarda artarak- %1’e yaklaşan oranın karşılığı olan parasal tutar da demek ki yaklaşık 8 milyar dolar.


Başka deyişle, [Ar-Ge / Ulusal Gelir] oranından söz ediyorsak Almanya’nın üçte biri olan seviyeye ancak gelebilmişiz. Yok, parasal tutarları kıyaslıyorsak Ar-Ge’ye 14-15 kat daha küçük tutar ayırabiliyoruz.


* * * * * *


Neden bu girişi yaptık? Çünkü süslü laflar edildiğinde iyiye gidilmiş olmuyor. “Bilim önemli”, “Ar-Ge’ye para harcamak önemli” denilince de. İnsanlar ne yaptığınıza bakıyor.


Türkiye’de öğretim basamakları düşünülünce eğitimin sorumlusu olan birkaç önemli teşkilat var: Millî Eğitim Bakanlığı, TÜBİTAK ve YÖK. Çocukların bilimi sevmesi, temel bilimlere meraklı yetişmesi, mühendislik, tıp ve sosyal bilimlerde ileri seviyede çalışmalar yapmaya niyeti olan genç kuşakların ortaya çıkarılması için ilk muhatap bu kuruluşlardır dersek herhâlde yanlış olmaz.


Son bir yıl içinde bu kurumlar iki önemli iş yaptı. Birincisi, MEB ve TÜBİTAK’ın ortaklaşa düzenlediği ve ortaokul öğrencilerinin bilimsel projelerinin sergilerde bir araya getirildiği “Bu Benim Eserim Proje Yarışması” sonlandırıldı. Ne olup bittiğini, bu güzelim yarışmanın artık neden düzenlenmeyeceğini bilmiyoruz; ancak kamu kurumları arasında küçük kaprislere dayanan çekişmeci itiş-kakışlarla defalarca karşılaştığımız için yine bu tür bir ihtilafın yaşanmış olmasından şüpheleniyoruz. Kaldı ki böyle bir durum yoksa işler daha da kötüye gitmiş demektir çünkü artık bu yarışmaların gerekli olduğu düşüncesi de ortadan kalkmıştır.


İkincisi, ortadan kaldırılmayan ama varlığının yakın bir gelecekte sorgulanmasından endişe ettiğimiz “TÜBİTAK Ortaöğretim Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması”dır. Üniversiteye girişi -kendisine bağlı olan ÖSYM aracılığıyla- düzenleyen YÖK, artık lise öğrencilerinin katıldığı bu bilim yarışmasında ulusal madalya alan öğrencilere üniversiteye girişte ek katsayı vermekten vazgeçti. Dahası, geçmişte madalya alan öğrencilerin özel avantajlarını da tanımayacağını duyurdu. Bu nedenle, geride kalan yıllarda ulusal madalya alan Özel Ege’deki bazı öğrencilerimiz ÖSYS’de ek puan alamayacaklar.


* * * * * *


Birkaç sorumuz var:


Birincisi: Bu Benim Eserim Proje Yarışması’ndan ne istediniz? Yüzlerce öğrenciyi ve öğretmenlerini bir araya getiren, okullara ve anne-babalara heyecan yaşatan, sergisine binlerce öğrencinin ziyaretçi olarak katıldığı bu organizasyonun ortaya çıkardığı sorun neydi?


Üstelik bu yarışmada ulusal madalya alan öğrencilere lise giriş sınavlarında hiçbir ek puan da sağlanmaz iken. Yani, bu yarışmaya katılan öğrencilerin merak etmek, daha fazla öğrenmek, bir bilimsel proje hazırlamanın hazzını yaşamak dışında hiçbir motivatörleri de yok iken.


İkincisi: Lise öğrencilerinin yarışmasında madalya alanlara üniversiteye girişte neden artık ek puan verilmiyor? Kaldı ki bu konumda olan öğrenci sayısı çok az idi.


Biyoloji projesi ulusal madalya alan bir öğrenciye tıp fakültesine yerleşmek istediğinde, matematik veya fizik projesi madalya alan bir öğrenciye -ilgili- mühendislik bölümlerinden birine gitmek istediğinde mütevazı bir miktarda ilave puan vermenin ne sakıncası vardı?


Üçüncüsü: Hukukta ana ilkelerden biri de “yol ortasında oyunun kuralların değişmemesi” değil midir? Liseye bu kurallarla başlayan, katıldığı TÜBİTAK yarışmasında kendisine ulusal çapta madalya alırsa ek puan verileceği söylenen bir öğrencinin hakkı şimdi neden elinden alınıyor? (Bu durumdaki öğrencilerin ailelerinin ivedi olarak hukuki yollara başvurması gerekiyor.)


Dördüncüsü: Memlekette, hele hele eğitimde zaten az sayıda olan iyi işlerde neden böyle sürprizlerle sık sık karşılaşıyoruz?


Beşincisi: Öğrenciliğinde bilime mesafeli olan genç yurttaşların yetişkin olduklarında bir anda bilim ve Ar-Ge sevdalısı olacaklarını mı varsayıyoruz?


Ve sonuncusu: Biz bilgi üretimine ve onun getireceği farklılaşmaya gerçekten önem veriyor muyuz?

Etiketler:

Öne Çıkanlar
Yakın Tarihliler
Arşiv
Etikete Göre Ara