Eşeğini Kaybettirip Buldurma Bakanlığı

1 Kasım 2015 seçimleri sonrasında kabinedeki bakanların sayısının artacağını, bazı bakanlıkların kapatılarak diğerleriyle birleştirileceğini, bazılarının ise yeni oluşturulacağını okuyanlar umarız başlığa bakarak bu adla bir bakanlık oluşturulacağını zannetmiyorlardır.


Kaldı ki bu isimde olmasa da faaliyetleri ve yöntemleriyle bunun gereğini yapan bir bakanlık Türkiye’de zaten mevcut. Ülkenin belki de en ortodoks kamu teşkilatı olan Maliye Bakanlığından söz ediyoruz (ortodoks kelimesini, dogmatik / dogmaya uygun olan anlamında kullanıyoruz).


Maliye'nin en maharetli olduğu alan, şüphesiz özel/farklı hiçbir şey yapmadığı hâlde “vatandaşa müjde”, “şirketlere müjde” kabilinden haberlerin başrol oyuncusu olması. Müjde ile kastedilen de genellikle meydana gelmeyen veya meydana gelmesi hemen hemen mümkün olmayan uygulamaların olacakmış gibi sunulması. Zaten bu bakanlığın müthiş becerisi de buradan kaynaklanıyor: Muhasebe sistemleri hep bu teşkilatın kapısından geçtiğine göre biz de aynı terminolojiyle konuşalım, bu “fiktif” şaheserlerin vatandaş lehine uygulama olarak sunulması...


* * * * * * *


Yürütmenin sorumlusu olan Adalet ve Kalkınma Partisi asgari ücret konusunda 1 Kasım 2015 seçimleri öncesinde bir karar aldı. Öncelikle ülkedeki yurttaşların gelirlerinin yükselmesi ve üst / alt gelir grupları arasındaki farkın az da olsa kapanması adına bunu olumlu buluyoruz. Siyasetin buradaki ilk becerisi, bu taahhüdün verildiği ilk günden itibaren işverenleri / firmaları gayet başarılı bir şekilde “bu kararın oluşturacağı maliyet devlet tarafından karşılanacak” şeklinde güdülemesi oldu (buraya kadar Maliye'nin bir kusuru yok). Öyle ya, hiç kimsenin ülkenin en alt gelir grubundaki insanların eline 300 TL daha fazla para geçmesine bir itirazını duymadık. Ancak devlet (Maliye) en düşük gelir grubundaki kişilerden kesinti adıyla aldığı bedellerden büyük bir başarıyla hiç vazgeçmedi.


Diğer yandan bu önemli maliyet artışının yalnızca %40’lık kısmının devletçe karşılanacağı duyuruldu. Oysa ilk günlerde konuşulan bu değildi. Evet, asgari ücretle geçinenler daha fazla ücret almalıdır; ama ücret artışı, devletin bu insanların eline geçen paraya göz dikmemesiyle sağlanmalıydı.


Olayın başka boyutu, önce bu maliyetin tamamını, sonra %40’ını devlet karşılayacak derken bir de görüldü ki bu %40 da sadece 2016 yılı için geçerli. Sonrasında -neredeyse her zaman olduğu gibi- Maliye aradan çekilip kendi gelirlerini eksiksiz almaya devam edecektir.


Ve nihayet yapılan hesaplamalarla görüldü kü, bugünden sonra bir hukuki düzenleme yapılmazsa, devletin asgari ücretli çalıştıran iş yerlerine -yalnızca 2016’ya has- yapacağı katkı hemen hemen aynı miktarla yine kendisine dönecek. Yani kasasından çıkan kasasına geri dönecek ama Maliye de firmaları desteklemiş gibi gözükecek. Nasıl mı? Artan asgari ücretin sonucu olarak, bu kişilerin kümülatif (birikimli) maaşları yılın ikinci yarısında bir üst gelir dilimine geçecek ve devlete (Maliye'ye) daha fazla vergi ödeyecekler. Başka deyişle ülkenin en düşük ücretiyle geçinmek zorunda olan yüz binlerce kişi, yıla %15’lik gelir vergisi dilimiyle başlayıp ilerleyen aylarda %20’lik dilim üzerinden vergi ödeyecekler.


Tabii en düşük ücretli çalışanların bile en düşük vergi diliminin üstünde bir dilimden vergilendirilecek olmaları ülkemize özel bir durum olsa gerek.


Böylece devlet kendi gelirleri eksilmeden veya giderleri artmadan, bir vatandaş grubunun ücretinin artmasını başarabilecek (dediğimiz gibi, tüm bunlar konuyla ilgili yeni bir düzenleme yapılmadığı takdirde geçerlidir).


Tüm bunları büyük bir ustalıkla yapabilmek maharet değil mi?


* * * * * * *


Maliye'nin parasal konulardaki eşsiz politikaları saymakla bitmez. Kazanç henüz gerçekleşmeden vergisini almak sıradan bir başarı değildir (“peşin vergi”yi duymamış olamazsınız). Vatandaşa özetle “sen vergini baştan bir öde, nasıl olsa günün birinde kazanırsın” diyebilmek ve bunu gürültü-patırtısız yapabilmek takdire şayandır. Tabii, verginin peşin ödendiği günün gerçekleriyle ilerleyen ayların fiyatlar genel düzeyi gerçeklerinin aynı olmadığı aşikârdır. Enflasyon yoluyla yurttaşlarının cebindeki paranın bir kısmını usulca almak ve bunu fazla hissettirmemek...


Enflasyon dedik de “enflasyon muhasebesi” adıyla süren yanıltmayı yıllardır ibretle izliyoruz. Vergide hiç zaman kaybetmeyen Maliye'nin, enflasyonun oluşturduğu varlık kayıplarını hiç olmazsa enflasyon oranında güncellemek isteyen firmalara bunu -aslında yap(a)madıkları hâlde- enflasyon muhasebesiyle yaptırıyor gibi gözükmesi ayrı bir başarıdır. Başka deyişle, eskalasyon (parasal büyüklüklerin ekonomik gerçeklere göre güncellenmesi) yoluyla firmaların bilançolarında güncelleme yapmalarından söz ediyoruz. Ancak olmayan bu “enflasyon muhasebesi” o kadar ustalıkla dizayn edilmiştir ki, eskalasyon yapabilmek için Türkiye’de meydana gelmesi neredeyse imkânsız olan matematiksel büyüklüklerin oluşması şartı aranmaktadır (içinde bulunulan yılın enflasyonunun %10’u aşması ve üç yıllık birikimli enflasyonun %100 olması gibi). Bu oranlarda fiyat artışı oluşmadığından firmaların finansal tablolarını güncellemesi de hiçbir zaman söz konusu olmayacaktır (kaldı ki sözü edilen oranlar maazallah oluşacak olsa tanıdığımız Maliye, uygulamayı elbette başka bir ulaşılmaza doğru değiştirecektir.) Bugün henüz kâr elde etmeden vergi alınırken elde ettiğiniz zararı da aynı mantıkla paranın zaman değeriyle güncellemek istediğinizde bu mümkün değildir. Ancak hangi Maliye bürokratına sorarsanız sorun enflasyon muhasebesinden söz edecektir.


* * * * * * *


Bu arada siyasi otoritenin faiz konusundaki duruşunu biraz da Maliye Bakanlığının politikalarında görmek istemek hakkımız olsa gerek. “Faiz lobisi” sözü iç siyasette prim yapıyor olabilir; ancak devletin amme (kendi) alacakları için uyguladığı faiz oranını, %7 civarındaki enflasyondan (2016 Ocak itibarıyla TÜFE-ÜFE ortalamasıdır) yaklaşık iki kat fazla uygulamasına ne ad vereceğiz? Bilmeyenler için hatırlatalım: 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre şu anda aylık faiz %1,40 seviyesinde olup, bunun yıllık basit faizi %16,80’e tekabül etmektedir. Faiz lobisine savaşa evet ama o lobinin bir kısmı da devletin kendisi olmasın?


(Bu arada kişisel görüşümüzü de söyleyelim: Tarihte insanın başına gelen iki büyük felaketten birinin faiz, diğerinin sigara olduğunu düşünüyoruz.)


* * * * * * *


Yeni yatırımcılar için tekrar edile edile bir hâl almış olan teşvik uygulamalarını atlamayalım. Eğitim sektöründe eğitim-öğretim ruhsatının ilk alındığı tarihi izleyen beş yıl içinde kurumlar vergisi muafiyeti uygulanması buna örnektir. Özel okulların büyük bir kısmı çok uzun yıllar sonra bile bilançosunu denkleştirmede zorluk yaşarken kuruluşunu izleyen beş yıl içinde matrahı oluşan, yani bu teşvikten yararlanan kaç kurum olduğunu merak ederiz. (Belki bir-iki istisna hariç, bu azınlığın da eğitimci değil tüccar olduğuna inanıyoruz. Eğitim, muazzam büyüklükte sabit sermaye yatırımı gerektiren ve değil kısa zamanda, uzun yıllar sonra bile ekonomik artı değerin oluşturulmasının güç olduğu bir sektördür.)


Bu teşvik uygulamalarının bir kısmı da KDV istisnasıdır. Buna ait anlatılacak çok şey var ama özetle şunu söyleyelim: KDV istisnası, kurumlar vergisi için uygulanan teşvik kadar bile değeri olmayan bir uygulamadır. Ve -baştan istisna uygulansa bile- tüm senaryolarda devlet KDV’yi almaktadır. Dileyene ayrıntısıyla izah edebiliriz.


* * * * * * *


Önce ciddi bir üzüntüyle karşılaşıp sonra fazla olumsuzluk yaşamadan bu zorluğu atlatanlar için “eşeğini kaybedip sonra bulduğu” söylenir. Bizim Maliyemiz bu deyişin rol modelidir. Gelirlerini daima ve zaman zaman adaletsizce tahsil eder. Alamadıklarını ise affeder. (Merhamet sahibi olduğundan değil, almaya gücü yetmediği için. Farklı formüllerle ödeme promosyonu oluşturmak adına.) Bir şeylerden feragat ediyor gibi gözüktüğü zamanlarda da aslında vatandaşa eşeğini kaybettirip yeniden bulmasını sağlamaktadır.


Büyük devlet adamı Ebu Ali Kıvamuddin Hasan bin Ali bin İshak et-Tûsî’nin, nam-ı diğer Nizamülmülk’ün çağlar ötesinden gelen “devleti küfürle yönetebilirsiniz ama zulümle yönetemezsiniz” sözünün tüm kamu kurumlarında ama özellikle Maliye'de duvarlara asılması gerektiğini düşünüyoruz.

Öne Çıkanlar
Yakın Tarihliler
Arşiv
Etikete Göre Ara