İngiltere'den Bir Haber ve İşe Alım Politikaları

Öğrenciliğimiz dönemlerinin rutiniydi: Falan falan üniversitelerden mezun mühendisler aranıyor. Genelde de bu okulların sayısı iki veya üçü geçmezdi. Kelli felli şirketler, sadece birkaç okulun mezununu aradıklarını iş ilanlarında yazardı. (Tabii, işe alımda yazılı olmayan kuralların uygulanması ve böyle bir inisiyatifin kullanılması her işverenin hakkıdır ama gazete ilanıyla böyle bir ayrımcılığı kayda geçirmek, ülkede yalnızca bir avuç okulun bir avuç mezununun işlerine yarayacağını yazmak fazlasıyla ayıp).


Peki bu zeki, çalışkan, işbilir olduğu varsayılan mezunların patronları, amirleri, müdürleri de aynı kapasitede midir diye düşünmeden edemezdik. Hatta A okulu mezununu B okuluna tercih ettiklerini söyleyen önemli bir şirketin üst yöneticisine, “peki B okulu mezunu yurt dışında yüksek lisans yaptığında kararınız ne olur?” diye sorduğumuzda bu kez tercihin değişeceğini söylemişti. Sanırım kim neyi iyi yapar sorusuyla meşgul olmak ve karşıdaki kişinin bütünsel hikâyesini anlamaya çalışmak yerine daha süslü CV arıyorlardı. Sanki yurt dışında her okuyan kuş konduruyormuş gibi. Bu yöneticinin, bizim “beşinci cadde üniversitesi” diye tabir ettiğimiz nice vasatın altı yabancı okuldan haberi olmadığını varsayıyoruz.


Şimdi: İngiltere’nin önde gelen işverenlerinden Ernst and Young, işe alımlarda birtakım akademik kriterlerden (A-level seviyesinde üç tane B notu aramak gibi) vazgeçtiklerini, “okul başarısıyla yaşamın ilerleyen aşamalarındaki başarı arasında bir korelasyon olmadığını” düşündüklerini dile getirmişler. Bu politikanın ortadan kaldırılmasını anlayabiliyoruz da bu tanınmış şirketin işe alımda böyle bir kriteri olduğuna inanmakta zorlanıyoruz. Demek bu bulguları yeni keşfetmişler ve bugüne kadar bir sürü tuhaf karar almışlar.


Huffington Post’taki makaleye bakılırsa geçtiğimiz aylarda Pricewaterhouse Coopers şirketi de işe girişte kullanılan UCAS puanlama sistemini (artık her neyse) kaldırmış. Onlar da skorların, dezavantajlı konumları nedeniyle okulda daha az başarı eden çocukların gerçek becerilerini gözden kaçırdığına kanaat getirmişler.


Seçkinci anlayışa günaydın diyoruz!


Makaleye bakılırsa, akademik olarak çok üstün konumda olmasa bile varlıklı ailelerin çocuklarının zeki ama dezavantajlı konumdaki yaşıtlarına oranla iş hayatında yaklaşık %35 daha fazla kazandıkları görülmüş.


Son yirmi yıla yaklaşan sürede yüzlerce kişiyle mülakat yapmış bir yönetici olarak ifade etmekte yarar görüyoruz: İddialı okullardan mezun, iyi yetişmiş, iddialı genç insanlarla karşılaştık. İddialı okullardan gelen, vasatın bile altında olan ama özgüvenin ötesinde -kibirli diyebilirsiniz- edaları olan genç insanlarla karşılaştık. Vasat olarak görülen okullardan gelen çok kaliteli gençlerle karşılaştık. Vasat olarak görülen okullardan gelen ve vasat olduğunu düşündüğümüz insanlarla karşılaştık. Yani matrisin her kutusunda bolca aday var. Yeter ki ilgilenin.


Herkes iddialı okula gitmek ister. Bunda sorun yok. Ama bir insanı nitelikli yetiştirme işini sadece bir grup okula tahvil etmek güvensizliğin ötesinde görgüsüzlüktür. Yıllar önce okuduğumuz bir makalede, ABD’de önde gelen bir grup şirketin üst yöneticilerinin sadece küçük bir kısmının (muhtemelen beşte bir veya daha az idi) Ivy League okulların mezunu olduğunu hatırlıyoruz. Sıradan olarak nitelenen okullardan da pek çok başarı öyküsünün çıkması bir toplumun şansıdır.


Dünyanın tüm işverenleri: Daha bilgece davranın.

Etiketler:

Öne Çıkanlar
Yakın Tarihliler
Arşiv
Etikete Göre Ara