10 Kasım'da...

Liderler söyledikleri ve yaptıklarıyla değerlendirilir. Tam 94 yıl önce söylenenlerle bugün karşı karşıya olunanların kıyaslamasını okuyucuya bırakıyoruz. (Konuşmadaki koyu renkli kısımlar, tarafımızdan bu şekilde tercih edilmiştir.)


Bağımsızlık savaşımızın başkomutanı, Cumhuriyet’in ve son Türk devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e, onun silah arkadaşlarına ve aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz.


* * * * * * *


TBMM Gizli Celse Zabıtları Cilt-3, 6 Mart 1922 (İş Bankası Kültür Yayınları)


Mustafa Kemal - Meclis konuşmasından:


Hepiniz bilirsiniz ki Avrupa'nın en önemli devletleri, Türkiye’nin zararıyla, Türkiye’nin gerilemesiyle ortaya çıkmışlardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen, milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran en güçlü gelişmeler Türkiye’nin zararıyla gerçekleşmiştir. Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi, denebilir ki İngiltere’nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı.


Türkiye, Viyana’dan sonra Peşte ve Belgrad’ta yenilmeseydi Avusturya-Macaristan siyasetinin sözü edilmeyecekti. Fransa, İtalya, Almanya da aynı kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlendirmişlerdir.


Bir şeyin zararıyla, bir şeyin yok olmasıyla yükselen şeyler elbette o şeylerden zarar görmüş olanı alçaltır. Gerçekten de Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık Türkiye gerilemiş, düştükçe düşmüştür.


Türkiye’yi yok etmeye girişenler, Türkiye’nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler zararlı olmaktan çıkmışlar, aralarında çıkarları paylaşarak birleşmiş ve ittifak etmişlerdir. Ve bunun sonucu olarak birçok zekâlar, duygular, fikirler Türkiye’nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Ve bu yoğunlaşma, yüz yıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda âdeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Ve bu geleneğin Türkiye’nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda nihayet Türkiye’yi ıslah etmek, Türkiye’yi uygarlaştırmak gibi birtakım bahanelerle Türkiye’nin iç hayatına, iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuvvetini elde etmişlerdir.


Oysa güç ve kuvvet, Türkiye’de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır. Bunun etkisi altında kalarak milletin, en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatlarıyla, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. Tarihte böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır.


İşte Türkiye de bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden her saat, her gün, her yüzyıl biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür. Bu düşüş, bu alçalış yalnız maddi şeylerde olsaydı hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki Türkiye ve Türk halkı ahlak bakımından da düşüyor. Durum incelenirse görülür ki Türkiye, Doğu maneviyatıyla sona eren bir yol üzerinde bulunuyordu. Doğu’yla Batı’nın birleştiği yerde bulunduğumuz, Batı'ya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde asıl mayamız olan Doğu maneviyatından tamamıyla soyutlanıyoruz. Hiç şüphesizdir ki bu büyük memleketi, bu milleti çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka bir sonuç beklenemez (bundan).


Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla, aczle başlamıştır. Türkiye’nin, Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar, galip düşmanlar karşısında susmaya mahkûmmuş gibi Türkiye’yi âtıl ve çekingen bir hâlde tutuyorlardı. Memleketin ve milletin çıkarlarının gerektiğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Türkiye’de fikir adamları âdeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki ‘Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur.’


Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. ‘Onlar bizi idare etsin’ diyorlardı.


Bilelim ki, ulusal benliğini bilmeyen uluslar, başka uluslara yem olurlar.

Öne Çıkanlar
Yakın Tarihliler
Arşiv
Etikete Göre Ara