Lider Çocuk Yetiştirmek İstiyorsanız, Mavi Kanlı Çocuk Yetiştirmeyeceksiniz (Röportaj, Kasım 2013, Sofra Grup Dergisi)

 

29.11.2013

“Türkiye uzun yıllar, liderlik makamlarını dolduran kişilerin halkı çok da fazla tanımadığı bir ülke oldu.  Dolayısıyla çocuklarımızın öncelikle bu ülkenin gerçekleriyle tanışması lazım.  Modernleşme sürecinde bazı değerleri ihmal ettik; kendi kimliğimizi, kültürümüzü ne kadar unutursak o kadar modernleşeceğimize, gelişmiş ülkelere yaklaşacağımıza inandık.”

 

Özel Anayurt Lisesi adıyla 1987 yılında kurulan ve bir yıl sonra kurucu değişikliğinin ardından şimdiki adıyla eğitim sektöründeki hizmetlerine devam eden Özel Ege Lisesi, İzmir Bornova’da yer alıyor.  Kurulduğu günden bu yana yalnızca İzmir ve Ege’nin değil, Türkiye’nin en başarılı okullarından biri olarak varlık gösteren Özel Ege Lisesinin Kurucu Temsilcisi Yansı Eraslan, eğitimin niteliklerinin geliştirilmesinin ve Anadolu kültürüne yabancılaşmamış çocuklar yetiştirilmesinin önemine dikkat çekiyor.

·  Özel Ege Lisesi, misyonunu “Geleceğin güvenilir liderlerini yetiştirmek” olarak belirliyor. Bu, zor ama bir o kadar da heyecan verici bir hedef. Liderlik yalnızca eğitim başarısıyla sağlanabilecek ya da kazanılabilecek bir vasıf değil. Sosyal yönden öğrencilerinizi geleceğe nasıl hazırlıyorsunuz?

 

Türkiye uzun yıllar, liderlik makamlarını dolduran kişilerin halkı çok da fazla tanımadığı bir ülke oldu.  Dolayısıyla çocuklarımızın öncelikle bu ülkenin gerçekleriyle tanışması lazım.  Modernleşme sürecinde bazı değerleri ihmal ettik; kendi kimliğimizi, kültürümüzü ne kadar unutursak o kadar modernleşeceğimize, gelişmiş ülkelere yaklaşacağımıza inandık.  Lider çocuk yetiştirmek istiyorsanız mavi kanlı çocuk yetiştirmeyeceksiniz. Türkiye, Anadolu değerleriyle yoğrulan bir kültürdür ve çocuklarımızın tarihini, kültürünü iyi bilmesi gerekir.  Burası halka üstten bakan, kendini ayrı tutan liderler yetiştiren bir okul değil.

 

Okulumuzun en temel kurumsal değerlerinden biri tevazudur.  Ama tevazu sahibi olmadığımız bir iki alan var. Onlardan biri de öğretmen niteliğidir.  Misyonumuza inanan, lider kimlikli ve son derece donanımlı bir öğretmen kadrosuyla çalışıyoruz. Öğrencilerimiz elbette çok sayıda aktiviteye de katılıyor. Felsefeden, Fransızca-İngilizce tiyatro kulüplerine kadar 25 değişik alanda kulüplerimiz var. Yurt dışıyla mübadele programlarımız, çocukların katıldığı yurt içi ve yurt dışında akademik yarışmalar var. Öğrencilerimiz, ulusal çaptaki sınavlarda çok iyi sonuçlar elde ediyorlar.  Liderlikle akademik başarı arasında doğrudan bir ilişki yok. Ama lider olmaya talip olan insanların elbette donanımlı da olması gerekir. Bütün bu saydıklarımı topladığınızda, bakiyesi liderliktir.

 

 

·  2011 yılında mezunlarınızın yüzde 93’ü üniversiteye yerleşti. Bu çok önemli bir başarı.  Okulunuzda nasıl bir eğitim modeli uyguluyorsunuz?

 

İnsanın iyi olmasını istediğiniz yerde iyilerle çalışmanız lazım. Eğitim yöneticilerimiz, öğretmenler, idari çalışanlar çok yetkindir. Çocuk da bunu tamamlayan son halkadır. İlk yılımızdan itibaren nitelikli çocuklarla çalışacağımızı söyledik. Özel okul da olsa burası bir ticarethane değil ve öğrencilerimizin belli kriterlere sahip olması gerekiyor.  4. sınıftan itibaren yazılı sınavla, lise 1. sınıfta SBS ile öğrenci alıyoruz ve çok yüksek puanlı öğrencileri okutuyoruz.

 

Ancak zaman içinde küçük bir oran da olsa arkadaşlarından geri kalan öğrenciler olabilir. Okulların öğrencilerin kaydını silme hakkı yok. Ama yönlendirme yapabiliyorsunuz. Bunu yaparken de son derece gerçekçi olmaya çalışıyoruz.  Bizim bir “Akademik İzleme” uygulamamız var. Öğretim yılı içinde dört defa ortak sınav yapıyoruz. Bu sınavlarda okulun koyduğu çıtanın altında kalan öğrencileri Akademik İzleme’ye yönlendiriyoruz. Bu öğrencileri asgari iki yıl izleriz. Bu iki yıl içinde ailelerle en az yarım düzine görüşme yaparız. Ancak sürecin sonunda çocuk arkadaşlarından tamamen uzaklaşmış durumdaysa aileyi çağırır ve okulumuz ile öğrencinin iyi bir eşleşme arz etmediğini aktarırız.  Bazı aileler var ki çocukları bizim okulumuzda en sonlarda iken gittiği okulda yüzde elliye giriyor ve aileler gelip bizlere teşekkür ediyor.

·  Bir öğrencinin başarılı olmasını sağlayan ya da başarısızlığına sebep olan etkenleri, bir eğitimci gözüyle değerlendirebilir misiniz? Hangi noktada onları kaybediyoruz?

 

Yabancı bir eğitim bilimci “İnsanları motive etmeye çalışmayın. Sadece motivasyonlarının önündeki engelleri yoldan temizleyin” diyor. Gerçekten de öğrenme doğuştan gelir ve en çok kişisel taleple başlar. Durduk yerde bir çocuk öğrenmemek gibi bir durumla karşı karşıya kalmaz; onun öğrenme isteğini engelleyen faktörler vardır. Bu faktörler okuldan da aileden de kaynaklanabilir.  Bence özel öğrenme problemi olmadıkça, her bireyi eşit seviyede değil ama çok iyi yetiştirebilirsiniz.

 

Bir çocuğu kaybetmeye başladığınızı sınıfta sergilediği duruştan, derse olan ilgisinin, söz alma talebinin azalmasından anlayabilirsiniz. İnsanlar sınavlara düşman ama henüz dünyada, eğitimdeki çıktıyı ölçecek daha iyi bir yöntem bulunamadı.  Ancak elbette ölçmeyle değerlendirme arasında bire bir korelasyon olmayan örnekler de var. Ben bir çocuğun başarısızlığının o ülkedeki eğitim sistemiyle doğrudan alakalı olduğuna da inanmıyorum.  Çünkü dünyadaki eğitim sistemleri ufak tefek farklılıklar olmakla birlikte aslında genel olarak birbirine çok benzer. Sonuçta, Türkiye’nin dezavantajlı bölgelerinden, dezavantajlı ailelerinden çok başarılı çocuklar çıkıyor; bu ülkenin kurumlarını ya da uluslararası şirketleri yönetiyor.  Ülkesel dezavantajların kitlesel başarıyı ilgilendirdiği konusunda hemfikirim ama her başarısızlık öyküsünü sistemin kusurlarında aramak bana çok mantıklı gelmiyor.

 

·  Peki aile?

 

Bir çocuğun eğitiminde en çok neyin etkisi var biliyor musunuz?  Annenin eğitiminin… Akademik literatürde bu konuya ait çok sayıda makale mevcut.  Anne eğitimi kadar bir çocuğun başarısını etkileyen ikinci bir faktör yok.  Hem anne, hem de ailenin çocukların eğitimine doğrudan bir etkisi var.  Bu etki teşvik edici de olabilir, vazgeçirici de...  Biz ve pek çok okul, son yıllarda “Ana-Baba Okulları”na zaman ayırmaya başladık.  Bizim okulumuzda bu organizasyonlar yılda dört, beş kez yapılıyor.  Bu çalışmalarda, aileler en çok neye ihtiyaç duyuyor, hangi noktalar aileleri zorluyor gibi konularda ana başlıklar belirleniyor.  Bu başlıklar çerçevesinde de seminerler veriliyor.  Veli toplantıları, okulun velilere gönderdiği duyurular, bilgilendirici mektuplar, rehberlik bölümümüzün çıkardığı dijital yayınlar, bunların hepsini ailelerin yararlanması için bir fırsat olarak kullanıyoruz.

 

·  Başarı sizin için ne ifade ediyor?

 

Ben başarıda beklentilerin çok önemli olduğunu düşünüyorum.  Bir çocuğun -iyi yetişmiş olsa da- ailenin ya da okulun beklentilerinden uzaklaşmışsa başarısız olduğunu düşünebiliyoruz.  Bu işin akademik boyutudur. Tam anlamıyla bir eğitimden bahsederseniz şunu söylemek zorundayım:  Sokağa bakmanız gerekir. Çocuğun nasıl bir fert olduğu, sokağa çıktığında belli olur. Bizim okulumuzda adı “Hayat Dersleri” olan bir uygulama var. Orada çocukların birtakım davranış kalıpları kazanmaları için çalışıyoruz. Bir ay çevre ve kaynakların tüketimi, bir başka ay öfke kontrolü konuşulur.  Bu gibi uygulamalarla öğrencilerimizi hayata hazırlamaya çalışıyoruz.

 

·  Yıllardır öğretmen atamalarını, okulların eğitim bütçesinin yetersizliğini, değişen eğitim sistemlerini konuşuyoruz.  Özel okullar bu sorunların neresinde?

 

Türkiye şu anda kamu bütçesinin yaklaşık olarak yüzde 10’unu eğitime ayırır noktaya geldi. Bütçesinden yüzde 10 ayırıyor ama ya bütçeniz düşükse ya bu bütçe eğitim için yeterli değilse?  Zengin ülkelerde millî gelirden ARGE’ye ayrılan payın ortalama yüzde 3’lerde olduğunu da görüyoruz. Türkiye’de bu rakam yüzde 0,7’lerde… Sonuçta eğitime ayrılan payın reel olarak arttığı doğru ama yeterli olmadığı bir başka doğru.

 

Özel okullar ve resmî okullar, kullandıkları fon itibarıyla farklı noktadalar ve özel okullar fon kullanımı konusunda daha rahat.  Ama bu okullar velilerden aldığı 100 liranın yaklaşık 30 lirasını elini dahi sürmeden devlete veriyor. Bu kaynakların yüzde 50’sinden daha fazlası ise çalışanların maaşlarına ödeniyor. Geriye kalan kaynağı eğitimin niteliklerinin geliştirilmesine harcamak konusunda manevra sahanız daralıyor, ki kaynaklarını gelişime ayıramayan okullar da var.  Ama bence özel okullar rüşdünü ispat etti. Bu konuda enteresan bir istatistik verebilirim.  SBS sınavında 10 ve daha fazla sayıda öğrencisi sınava giren okullar içinde Türkiye’deki ilk 500 okulun 488’i özel okul.  Geriye kalan 12 resmî okulun en iyisi Türkiye 200’üncüsü… Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta daha var. Ortaöğretimde öğrenciler seçilerek alınıyor.  Ama benim bahsettiğim ilköğretim istatistiği.  Seçmeden öğrenci alıp, bir sürecin sonunda ilk 500 arasında bu rakama ulaşıyorsunuz. Özel okulların toplam içindeki payının yüzde 3 olduğunu belirtmekte de yarar var. Yani nüfusun çok küçük bir kısmının gittiği okullar ilk 500’ün 488’ini oluşturuyor.  Dolayısıyla bütçe, kaynakların kullanım şekli, kurumların yönetim felsefesi bir süre sonra kendini belli ediyor.

·  Özel Ege Lisesi’nin uzun dönemdeki hedefleri nedir?

 

Yeni okul yatırımını her zaman aklımızda tutuyoruz.  Ama büyük şehirler çok daraldı.  Başka bir arsa bulup, orada okul yapma ihtimalimiz çok düşük.  Eğitimin niteliğiyle ilgili hedefimiz ise, bu ülkenin ve dünyanın kurumlarını yönetecek çocuklar yetiştirmek. Ama bu çocuklar kendi ülkesinin kültürüne yabancılaşmasın.  Okulumuzun varlık sebebi bu.

 

 

·  Sofra Grup’la yürüttüğünüz çalışmanın detaylarını öğrenebilir miyiz?

 

Geçen sene okulumuzun yiyecek-içecek hizmetlerini yürüten firmayla sözleşme yenilememe kararı aldık. Bunun akabinde de Sofra Grup’la temas kurduk. Haziran ayından beri birlikte çalışıyoruz ve şu ana kadarki süreçte olumsuz hiçbir olayla karşılaşmadık. Çok cana yakın bir ekiple çalışıyoruz. Yapılan işin en önemli noktalarından biri budur. Eski Türk filmlerinde köhne yatılı okullar, ama oralarda yemek hizmeti veren çok babacan aşçılar görürüz. İşte öylesine samimi ve duyarlı bir ekip var.  Çok da leziz yemekler hazırlıyorlar.