top of page

Türkiye, 'commodity' kafasından çıkmalı (Röportaj, 4 Kasım 2016, Dünya Gazetesi)

 

04.11.2016

 

(Röportaj: Kezban Karaboğa)

 

Türkiye, 'commodity' kafasından çıkmalı

 

Özel Ege Lisesi Kurucu Temsilcisi Yansı Eraslan, "Commodity, katma değeri olmayan üründür. Otuz yıl önce otomobil lükstü, artık 'commodity'. Türkiye, bunu aşmalı. Bunun için ‘üstüne vazife olmayan işleri’ yapan gençler yetiştirmeliyiz" dedi.

 

'Eğitim hazım işidir', 'Eğitim, piyasaya bırakılamaz', 'Türkiye, 'commodity' kafasından vazgeçmeli', 'Eğitim işi tamamen, paranın niceliğin ön plana çıktığı bir alan haline geldi'. Her birini ayrı ayrı başlığa çekebileceğim bu tespitler Özel Ege Lisesi Kurucu Temsilcisi Yansı Eraslan'a ait. Özel Ege Lisesi, İzmir'de yaklaşık 30 yıldır faaliyet gösteren bir eğitim kurumu. Kurucu Temsilcisi Yansı Eraslan, eğitim işini A'den Z'ye bilen, akademik kariyeri itibariyle de bu işin felsefi arka planına hâkim, bunu hazmetmiş bir eğitimci. Yansı Eraslan ile Özel Ege Lisesini ama daha çok Türkiye'de eğitim sektörünü ve sektörün sorunlarını konuştuk. Bakın, ilginç tespitleri var. Haydi, anlatmaya başlayalım.

Eğitimin, gelenekler üzerine inşa edilen bir iş olduğunun altını çizen Eraslan, sektörde çok hızlı okul açılmasının doğru olmadığını belirtiyor. Bakın nasıl anlatıyor: "Son 15 yılda sadece İzmir'de 200'e yakın okul açıldı. Buna sağlıklı bir gelişme diyemeyiz. 2001 yılında ilçeleriyle birlikte İzmir'de yaklaşık 36 tane özel okul vardı. Hepsi, hepsi 15-16 yılda bu sayı 200'den fazla arttı. Bu hiçbir sektörde normal değildir. Bu kadar hızlı mahallede eczane, köfteci açmak dahi iyi bir fikir değildir. Eğitimin ruhunda gelenek, model, felsefe, anlayış oluşturma gibi normatif kavramlar vardır. Zaten 15 senede 200 tane birden kurum açarsanız, orada bir gelenekten söz edemezsiniz, öyle bir dertlerinin olduğunu sanmıyorum." Türkiye'de teşvik mekanizmasıyla okul açılmasının kolaylaştırılmasının bir sakıncası yok diyen Eraslan şu noktaya dikkat çekiyor: "Türkiye'de 6 tane teşvik bölgesi var, devlet okul açılmasını kolaylaştırmak için Türkiye'nin neresinde okul açılırsa açılsın bunu 5. bölge teşvik kapsamında değerlendiriyor. Bu, okul sahibi olmak isteyen insanların iştahını açtı. Bunun eğitime yönelik destek olabileceğini söyleyebilirsiniz ama son nesil okulları takip ettiğinizde bu okulların gelenek, insan yetiştirme gibi normatif kavramlar üzerinde değil, nicelikte durduklarını görürsünüz."

 

İş fiyat rekabetine dönüştü

 

Çarpıcı, değil mi? Dahası da var. Nedir? Hemen söyleyelim. Bakın, Yansı Eraslan 'zincir' okullarla ilgili ne diyor: "Türkiye'de, zincir okullar adı verilen okullar türedi. Bunların varlığına itiraz etmiyorum fakat işlerini yapış biçimlerinden bahsediyorum. Eğitimi inanılmaz derece zehirlediklerini düşünüyorum. İş fiyat rekabetine dönüştü. Eğitim, paranın, niceliğin ön plana çıktığı bir alan haline geldi." Gelişmiş ülkelerde 200 tane okul açmak gibi 'baş döndürücü' hedeflerin belirlenmediğini anlatan Eraslan, "Her türlü mantık dışı niceliksel büyüklüklerin 'hedef' olarak belirlendiğini görüyoruz. 100 bin öğrenci; 500 öğrencisi olan 200 okul yapar. 200 tane okulu yönetmek çok zor bir iştir" diyor.

 

Sıradanlıktan çıkmalıyız

 

Türkiye'nin her alanda ‘commodtiy’ kafasından vazgeçmesi gerektiğini anlatan Eraslan, "Sıradanlık, çokluk, herkesin yaptığından bir tane daha yapmak, özgün olamamayı beraberinde getiriyor. Türkiye'de bizim kafamız 'commodity'. Commodity'nin kelime anlamı herkesin kolaylıkla erişebileceği, yüksek bedeli, katma değeri olmayan, aşırı fiyat duyarlı ürün demek. Türkiye, bunu aşmalı. Bundan 30 yıl önce otomobil lükstü fakat artık 'commodity', Anaokulundan başlayarak özgün, taklitçi olmayan, kafası sürekli yeni şeylerle uğraşan, üstüne vazife olmayan işler yapan gençler yetiştirmeliyiz. Hem eğitim hem de sanayi ile uğraşan biri olarak söylüyorum. Bilgiyi endüstriyel hale getirmemiz gerekiyor. Bizim sanayideki işimiz, eğitimden başlıyor" şeklinde konuşuyor.

 

Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel yönetirdik

 

Meşrutiyet döneminde iki defa Milli Eğitim Bakanlığı görevine getirilen Emrullah Efendi'nin bir sözünü hatırlatan Özel Ege Kurucu Temsilcisi Yansı Eraslan, "Emrullah Efendi, sadece nükte olsun diye 'Şu mektepler olmasaydı, maarifi ne güzel idare ederdim' demiş. Biz okulları kabaca 15-20 Eylül arasında açar, kabaca haziranın ilk yarısında kapatırız. Öğretim yılı mevzuatla belirlenmiştir, 180 gündür. 180 günlük net öğretim yılımız olduğunu hatırlamıyorum. Kar-kış tatili, domuzkuş gribi dönemleri, sınav dönemleri okula gitmeyiz. Okullarımızı açık tutmayı seven bir tarzımız yok. Biz 28 Eylül’de okul açmış bir ülkeyiz. Okullarımızı 200 gün civarında açık tutmayı becermemiz gerekir" diye konuştu.

 

Yabancı dil öğretmekte çok geç kaldık

 

Türkiye'nin öğrencilerine yabancı dil öğretmede geç kaldığını anlatan Eraslan, "Türkiye, ısrarla yabancı dili lisede öğretmeye karar verdi. MEB'e 14-15 yaşın dil öğretmek için çok geç olduğunu söyledik. Yabancı dilin öğretme metodolojisini sürekli değiştirdik. Türkiye, 1950'li yıllarda kurulan Anadolu liseleriyle epey insanına epey iyi derece dil öğretmişti, orada işe yarayan bir durum vardı. Bundan vazgeçtik. Daha sonra 4+4+4 çıktığında, 'Araya yabancı dil eğitimini koyun' dedik. Şimdi dil eğitimini beşinci sınıfta başlatıyorlar. MEB, 1990'lı yıllarda söylenmiş olan bir şeyi sanki bunu Türkiye'de kimse önermemiş gibi söylüyor. Sonucu, olumlu olacaktır ama dil öğretiminde en büyük problem metodoloji sorunudur" dedi.

 

'Otoriter kültür' atmosferi yaratıcılığı engeller

 

Milli Eğitim eski Bakanlarından Ömer Dinçer'in günlük bir gazetede yazdığı yazısından alıntı yapan Eraslan, "O yazıda ‘Otoriter kültür içinde bağımlı olarak yetişen çocuklarımız kendisine tanınan alanın dışına çıkmakta zorlanıyor. Analiz yapma, problem çözme yetenekleri zayıf’ deniliyordu. Bu, çok yerinde tespit. Yani felsefi olarak da problemimiz var" diye konuştu.

 

Taş yerinde ağırdır; tek hedefimiz güzel çocuklar yetiştirmek

 

Özel Ege Lisesi'nin öncüsü 1987 yılında kurulan Özel Anayurt Lisesi. 1988'de bir kurucu değişikliğine gidiyor ve 1 yıl sonra ismi Özel Ege Lisesi oluyor. Logosunda 1988 yazmasının sebebi bu. 1998'e kadar 5 kere sahip değişikliğine gitmiş. Eraslan ailesi, Özel Ege Lisesini 1998 senesinde devralıyor, Yansı Eraslan 1998'den bu yana kurucu temsilcisi olarak görev yapıyor. Eraslan ailesi olarak eğitimi sevdiklerini anlatan Yansı Eraslan Özel Ege Lisesinde tek hedeflerinin kaliteli, vizyonu olan güzel çocuklar yetiştirmek olduğunun altını çiziyor ve ekliyor: Zincirleşelim gibi bir hedefi miz olmadı hiç, çokça teklifler geldi ama taş yerinde ağırdır. İkincisi olmaz demiyorum ama böyle bir özel hedefi miz yok, günün birinde olursa oturur araştırırım" dedi.

bottom of page