Kurucu Temsilcisi Yansı Eraslan'ın Salon Dersi
- 3 gün önce
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 saat önce
Özel Ege Lisesi Kurucu Temsilcisi Yansı Eraslan lise öğrencileriyle salon dersinde bir araya geldi. Toplantı salonunda yapılan derste Eraslan öğrenciler tarafından yöneltilen, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı ve İran’ın Körfez ülkelerini vurmasıyla bölgeye yayılan savaş, savaşın Türkiye’ye etkileri, ABD ve İsrail’in Türkiye üzerindeki planları, son günlerde yapılan kabine değişikliği, halkın seçimlere ve devlet yönetimine olan etkisi gibi konularda yöneltilen sorulara yanıt verdi.
Salon dersine Ortaokul-Lise Müdürü Aylin Musluoğlu, Lise Müdür Yardımcısı Zafer Arslan, Sosyal Bilimler Bölüm Başkanı Betül Ernas ve Uluslararası Eğitim Koordinatörü Nur Eraslan Bakoğlu katıldı.

Demokrasi Bir Yetki Devridir
Öğrencilerden gelen ilk soru, yakın zamanda Bakanlar Kurulu’nda yapılan değişiklikler ve halkın sisteme ve demokrasiye katılımı üzerineydi. Eraslan konuşmasına, bakan atamalarında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden önce de uygulamanın benzer olduğunu, bakanların üst amirleri olan başbakan tarafından belirlendiğini belirterek başladı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında başbakanın dahi cumhurbaşkanı tarafından atandığını, 1946’dan itibaren çok partili hayata geçilmesiyle halkın oyuyla yöneticilerin belirlendiğini, bakanlar ve diğer üst düzey kamu görevlilerinin atama takdirinin halkın seçtiği yöneticilere bırakıldığını belirtti. Demokrasilerde oy kullanmanın bu kararları kimin alacağına dair bir yetki devri olduğunu hatırlatan Eraslan, kendisini ilgilendiren her konuda toplumun görüşünün alınamayacağını, halkın seçtiği kişilerin halk adına bu görevi üstlendiğini ancak bu yetkinin hangi kaliteyle kullanıldığının başka bir konu olduğunu ifade etti.
Trump Cüretkâr Ancak Sığ Bir Siyasetçi
ABD ve İsrail müttefikliğiyle 28 Şubat 2026'da İran'ın çeşitli şehirlerine yönelik başlayan savaşı ABD Başkanı Donald Trump’ın planlayarak mı gerçekleştirdiği sorusu üzerine Eraslan, Trump’ın tüm zamanların en cüretkâr, başına buyruk, politik bilinci zayıf, sığ devlet yöneticilerinden biri olduğunu belirtti. İsrail’in, 1979 yılında Humeyni önderliğinde gerçekleşen İran İslam Devrimi’nden bu yana bu ülkeye müdahale yapılmasının yollarını aradığını vurgulayan Eraslan, göreve gelen her ABD başkanına İran’daki rejimi değiştirmek üzere baskı yaptığını söyledi. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ve Merkezî İstihbarat Teşkilatı (CIA) gibi yapıların bu savaşı desteklediğine inanmadığını belirten Eraslan, Trump’ın son aylarda dünya gündemini meşgul eden ve adının da geçtiği Epstein davasıyla (uluslararası ölçekte birçok ünlü siyasetçi ve ünlü ismin içinde bulunduğu çocuk istismar skandalı) köşeye sıkışmış olabileceğine dikkat çekti. ABD kamuoyunun savaşa meşruiyet kazandıracak nedeni henüz bilmediğini belirterek Trump’ın özellikle Siyonistlerin ve Evanjelikanların başını çektiği bir baskı grubuna karşı direnememiş olabileceğini de ekledi.
Konuya ek olarak Beyaz Saray Oval Ofis'te din adamlarıyla birlikte Trump için yapılan ve basına servis edilen dua ritüeli hakkında da konuşan Eraslan, ABD’nin dijital ve sosyal medya ile genç nüfusa kendini fırsatlar, özgürlükler ve eşitlikler ülkesi gibi pazarladığını ancak zannedilen aksine kimi eyaletlerde son derece kapalı ve muhafazakâr bir toplum olduğunu belirtti. ABD’de 250 milyonun üstünde seçmen olduğu ve Evanjelikanların bunun ciddi bir kısmını oluşturduğu bilgisini veren Eraslan, bu grubun en güçlü ve en saldırgan oluşumlardan biri olduğunun altını çizerek Siyonistler kadar İsrail’in çıkarlarını göz önünde bulundurduklarını belirtti. Protestan kanadın ABD toplumundaki en güçlü siyasi baskı gruplarından biri olduğunu söyleyen Eraslan, Haçlı seferlerinde Papa tarafından Türkler’in üzerine sürülmek için Avrupa’da her ülkeden gelen askerlerle nasıl ordu kurulduysa, Tarsuslu Pavlus Hz. İsa’yı peygamberlik konumundan tanrı statüsüne çıkarıp oluşan peygamberlik makamı boşluğuna kilisenin geçmesine nasıl vesile olduysa, dini, dünyevi kazançları için kullanan siyasetin her zaman ve her yerde mevcut olabileceğini, bugün de farklı baskı gruplarının çeşitli coğrafyalarda belirli çıkarlar doğrultusunda iktidarları baskı altına aldığını söyledi.

İran 1973’teki Gibi Bir Petrol Krizini Hedefliyor Olabilir
Öğrencilerden gelen bir diğer soru, İran’ın ABD-İsrail hava saldırılarına misilleme olarak Arap komşularına çok sayıda füze ve İHA fırlatarak sivil hayatı ve enerji altyapısını neden hedef aldığı üzerineydi.
Savaşlarda cepheyi genişletmenin eli zayıf olan taraf için iyi bir seçenek olduğunu belirten Eraslan, bu şekilde yeni koalisyonlar kurulabileceğini ve tarafları masaya oturmaya ikna edebilecek koşulların zorlanabileceğini ifade etti. Cephe genişletmenin gelir ve gider tarafını ayrı ayrı incelemek gerektiğini ifade eden Eraslan, İran adına gelir tarafının çeşitli komşu ülkelerdeki Şii unsurları mobilize etme çabası olduğunu ancak Lübnan, Suriye ve Irak’taki güncel durumunun bunu fazla mümkün kılmadığını söyledi. Düşmanları ve onlara destek veren komşuları adına gider tarafında ise kendisi dışındaki aktörlerin, hatta tüm dünyanın kendisinden de ağır bir maliyete katlanmak zorunda kalabileceğini ispat etmeye çalıştığını belirtti. Genişletilen bir cepheyle savaşın uzamasının İran’ın konumunu güçlendireceği tespitinde bulunan Eraslan, Körfez ülkelerine yağdırdığı füze ve İHA saldırılarından siyasi olarak kâr elde ettiğini göstermek istediğinin altını çizdi. İran’ın bölgedeki Şii unsurlardan yeteri kadar destek göremeyeceğini bildiğini ve Körfez’deki ülkelere korku salarak, sermayeyi kaçırarak, savunma sistemleri aracılığıyla zarara uğratarak baskı oluşturmayı seçtiğine vurgu yaptı. Savaşın önemli etkisinin petrol fiyatlarının yükselmesi olduğunu ve savaş başladıktan sonra kısa süre içinde Brent petrolün yaklaşık %75 yükseldiğini belirtti. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatarak dünyaya 1970’lerdeki petrol krizine benzer bir maliyet ödetmek isteyebileceğini ifade eden Eraslan, ABD’nin koruma şemsiyesinin Körfez ülkelerinde bir karşılığı olmadığının şimdiden görüldüğünü vurguladı.

Türkiye “Farklı” Bir Ülke
ABD’nin Orta Doğu’daki hedefleri ve Türkiye’deki paralel devlet yapılanmaları ile terör politikaları hakkındaki soruya ise Eraslan, egemen güçler tarafından küçük devletlerin, mikro yapıların ve taşeron terör örgütlerinin daha kolay yönetilebildiğine dikkat çekti. Birleşmiş Milletler’e (BM) üye sayısının 193, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) üye sayısının 57 olduğunu, İİT listesindeki yaklaşık 30 ülkenin dünyanın en yoksul ülkeleri grubunda yer aldığını hatırlatan Eraslan, dünyanın en zengin insanlarının bir grubunun da İİT üyesi ülkelerdeki monarşiler ve iş insanları arasında yer aldığını, İslam dünyasının aslında büyük bir ahlak ve değerler erozyonu yaşadığını söyledi. İslam coğrafyasında ve dünyanın çeşitli yerlerinde ABD ve egemen güçlerin uzun yıllardan bu yana “böl, parçala, yönet” stratejisiyle hareket ettiğine ve İran’daki savaşın bunun son örneği olduğuna dikkat çeken Eraslan, her devletin başka devletler üzerinde siyasi emelleri olabileceğini hatırlatıp emperyalist devletlerin çıkarları doğrultusunda daha önce de bölge ve Türkiye üzerine oyunlar tezgahladıklarını, yaklaşık 100 yıl önce Sevr Antlaşmasını önümüze koyanların bugün farklı mahiyetlerle FETÖ, PKK, vb. maşaları kullanarak gizli oyuncu ve planlayıcı olabildiklerini belirtti.
Türk halkının, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminde dünyaya Türkiye’nin küresel politika planlayıcıları açısından çok farklı bir ülke olduğunu gösterdiğini vurgulayan Eraslan, Türkiye’nin coğrafi konum, toplumsal yapı, millet şuuru, devlet örgütlenmesi ve kapasitesi, caydırıcı silahlı kuvvetleri ile diğer hiçbir bölge ülkesine benzemediğini ifade etti.
Sosyal medya ve kitle iletişim araçları vasıtasıyla yanlış mecralardaki bilgi edinme arayışlarının olumsuz sonuçları olabileceğini de hatırlatan Eraslan, öğrencilere bugünü ve dünü anlayabilmek adına çok yönlü ve derinlikli okuma yapmaları tavsiyesinde bulunarak konuşmasını tamamladı.





























Yorumlar